İnternet Kullanan Yaşlı Bireylerin Oranı 3,4 Kat Arttı

İnternet Kullanan Yaşlı Bireylerin Oranı 3,4 Kat Arttı

Adana (CUHA) – Türkiye’de internet kullanan 65-74 yaş grubundaki yaşlı bireylerin oranı 2014 yılı Nisan ayında %5 iken bu oran 2018 yılının aynı ayında  %17’ye yükseldi.

TÜİK, “2018, İstatistiklerle Yaşlılar” verilerini açıkladı. Buna göre, 2017 yılında ölen yaşlıların %45,1’i dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Bu hastalığı ikinci sırada %16,2 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, üçüncü sırada ise %14,2 ile solunum sistemi hastalıkları takip etti. Ölüm nedenleri cinsiyete göre incelendiğinde, cinsiyetler arası en önemli farkın iyi huylu ve kötü huylu tümörlerde olduğu görüldü. İyi ve kötü huylu tümörler nedeniyle hayatını kaybeden yaşlı erkeklerin oranı yaşlı kadınların oranının yaklaşık iki katı oldu. İyi ve kötü huylu tümörler nedeniyle hayatını kaybeden yaşlı erkeklerin oranı %21,2 iken yaşlı kadınların oranı %11,3 oldu.

Ölüm nedeni istatistiklerine göre, Alzheimer hastalığından hayatını kaybeden yaşlıların sayısı, 2013 yılında 8 bin 797 iken 2017 yılında 13 bin 601’e yükseldi. Alzheimer hastalığından ölen yaşlıların oranı 2013 yılında %3,6 iken bu oran 2017 yılında %4,6’ya yükseldi. Alzheimer hastalığından ölen yaşlıların oranı cinsiyete göre incelendiğinde, her iki cinsiyette de artış olduğu görüldü. Alzheimer hastalığından ölen yaşlıların oranı 2013 yılında erkeklerde %2,9, kadınlarda %4,2 iken bu oranlar 2017 yılında erkeklerde %3,6’ya, kadınlarda ise %5,6’ya yükseldi.

MUTLU OLDUĞUNU BEYAN EDEN YAŞLI BİREYLERİN ORANI DÜŞTÜ

Yaşam memnuniyeti araştırması sonuçlarına göre, mutlu olduğunu beyan eden yaşlı bireylerin oranı 2017 yılında %66,1 iken bu oran 2018 yılında %61,2’ye düştü. Genel mutluluk düzeyi cinsiyete göre incelendiğinde, 2018 yılında yaşlı erkeklerin %60,1’i, yaşlı kadınların ise %62,1’i mutlu olduğunu beyan etti.

Yaşam memnuniyeti araştırması sonuçlarına göre, yaşlı bireylerin 2018 yılında en önemli mutluluk kaynağı %71 ile aileleri oldu. İkinci sırada gelen mutluluk kaynağı ise %14,4 ile çocukları oldu.

İNTERNET KULLANAN YAŞLI BİREYLERİN ORANI 3,4 KAT ARTTI

Hanehalkı bilişim teknolojileri kullanım araştırması sonuçlarına göre, internet kullanan 65-74 yaş grubundaki yaşlı bireylerin oranı 2014 yılı Nisan ayında %5 iken bu oran 2018 yılının aynı ayında  %17’ye yükseldi. İnternet kullanan yaşlı bireyler cinsiyete göre incelendiğinde, erkeklerin kadınlardan daha fazla İnternet kullandığı görüldü. İnternet kullanan yaşlı erkeklerin oranı 2018 yılında %23 iken yaşlı kadınların oranı %11,9 oldu.

 

Gözün Sinsi Düşmanı: Glokom

Gözün Sinsi Düşmanı: Glokom

Adana (CUHA) – Dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen glokom, göz tansiyonu yüksekliği ile beraber retina, yani ağ tabakasında gangliyon hücrelerinin hasar görmesi sonucu ortaya çıkıyor. Ağırlıklı olarak 40 yaş üzerindeki kişilerde görülmekle birlikte çocukluk çağında da glokoma rastlandığını söyleyen Acıbadem Adana Hastanesi Göz Hastalıkları ve Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Rana Altan Yaycıoğlu, ‘göz tansiyonu’ olarak da bilinen glokomun tedavi edilmezse geri dönüşü olmayan görme kaybına neden olacağına dikkat çekiyor.

40 yaş sonrası göz tansiyonu takip edilmeli

Göz tansiyonun bazı hastalarda sınır kabul edilen değerin üzerinde olmasına rağmen hasar vermezken, bazı hastalarda normal sınırlarda dahi hasara neden olabiliyor. Erken evrede tanı konulup tedavi edilmezse glokomun geri dönüşü olmayan görme kaybına neden olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Rana Altan Yaycıoğlu, 40 yaşın üzerinde kişilerin şikâyeti olmasa dahi göz tansiyonu ölçümünün yapılmasının; ailesinde glokom hikâyesi olan diğer risk grubundaki kişilerin ise 30 yaşından sonra mutlaka yılda bir göz muayenesi yaptırmasının oluşabilecek hasarın önüne geçmek adına önemli olduğunun altını çiziyor.

Belirti vermeden sinsice ilerliyor

En yaygın göz hastalıkları arasında ilk sıralarda yer alan glokom, hiçbir belirti vermeden sinsice ilerlediği için rutin göz muayenesi son derece önem taşıyor. Birçok kişide hastalık ancak ileri evrelere ulaştığında ve görme alanında ciddi hasar oluştuğunda fark edilebiliyor. Özellikle risk grubunda olan kişilerin glokom açısından çok daha dikkatli olması gerekiyor. Glokom, göz içi sıvısının boşaldığı kanallarda çeşitli nedenlerle darlık olması sonucu göz içi sıvısının gerektiği hızda boşalmamasının göz içi basıncının artmasına sebep olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yaycıoğlu, yükselen basıncın göz sinirlerine baskı uygulayarak sinirlerin hasar görmesine yol açtığını belirtiyor. Zaman içinde devam eden basınç yüksekliği göz sinirlerinin ölmesine ve dolayısıyla kalıcı görme kaybına neden oluyor.

Tanısı dikkatle konulmalı

Glokom tanısı ayrıntılı bir göz muayenesiyle başlıyor. Göz içi basıncının ölçülmesi ve göz sinirlerinin değerlendirilmesinin ardından şüphelenilen vakalarda görme siniri ve sinir liflerini değerlendiren ileri tetkikler ve beraberinde görme alanını değerlendiren testler yardımı ile kesin tanı konuluyor.

İlk hedef göz basıncını düşürmek

Glokomun tedavisi, hastalığın alt tipine göre planlanıyor. Açık açılı glokom tiplerinin tedavisinde oluşmuş olan hasarı geri döndürmenin mümkün olmadığını ve bu nedenle tedaviyle daha fazla hasar gelişmesini engellemenin amaçlandığını söyleyen Prof. Dr. Yaycıoğlu, uygulanacak tedaviyle ilgili şu bilgileri veriyor: “Açık açılı glokom tiplerinde sıklıkla ilk tercih olarak göz içi basıncını düşüren damlalar kullanılıyor. Bazı hastalarda ise lazer tedavisinden yararlanılıyor. İlaca cevap vermeyen hastalarda ise göz içi sıvısına yeni yollar açmak için cerrahi uygulamak gerekli.”

Kimler risk altında?

Glokom özellikle ileri yaşlarda, ailesinde glokom öyküsü olan kişilerde, sigara kullananlarda, diyabet hastalığı olanlarda, vücut tansiyonu yüksek veya düşük seyredenlerde, migren hastalarında ve uzun süre kortizon tedavisi almış kişilerde daha fazla görülüyor. Ek olarak, göze alınan darbeler sonrasında miyopi veya yüksek hipermetropisi olanlarda da glokom gelişme ihtimali daha yüksek oluyor.

Gözün Sinsi Düşmanı “Glokom”a Dikkat

Gözün Sinsi Düşmanı “Glokom”a Dikkat

Adana (CUHA) – Acıbadem Adana Hastanesi Göz Hastalıkları ve Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Rana Altan Yaycıoğlu, ‘göz tansiyonu’ olarak da bilinen glokomun tedavi edilmezse geri dönüşü olmayan görme kaybına neden olacağına dikkat çekti.

Yaycıoğlu, yaptığı açıklamada, göz tansiyonun bazı hastalarda sınır kabul edilen değerin üzerinde olmasına rağmen hasar vermezken, bazı hastalarda normal sınırlarda dahi hasara neden olabileceğini belirtti. Erken evrede tanı konulup tedavi edilmezse glokomun geri dönüşü olmayan görme kaybına neden olduğunu hatırlatan Yaycıoğlu, 40 yaşın üzerinde kişilerin şikâyeti olmasa dahi göz tansiyonu ölçümünün yapılmasının; ailesinde glokom hikâyesi olan diğer risk grubundaki kişilerin ise 30 yaşından sonra mutlaka yılda bir göz muayenesi yaptırmasının oluşabilecek hasarın önüne geçmek adına önemli olduğunu kaydetti.

Yaycıoğlu, “En yaygın göz hastalıkları arasında ilk sıralarda yer alan glokom, hiçbir belirti vermeden sinsice ilerlediği için rutin göz muayenesi son derece önem taşıyor. Birçok kişide hastalık ancak ileri evrelere ulaştığında ve görme alanında ciddi hasar oluştuğunda fark edilebiliyor. Özellikle risk grubunda olan kişilerin glokom açısından çok daha dikkatli olması gerekiyor. Glokom, göz içi sıvısının boşaldığı kanallarda çeşitli nedenlerle darlık olması sonucu göz içi sıvısının gerektiği hızda boşalmamasının göz içi basıncının artmasına sebep olabilir” dedi.

Yükselen basıncın göz sinirlerine baskı uygulayarak sinirlerin hasar görmesine yol açtığını belirten Yaycıoğlu, şöyle devam etti:

“Zaman içinde devam eden basınç yüksekliği göz sinirlerinin ölmesine ve dolayısıyla kalıcı görme kaybına neden oluyor. Glokom tanısı ayrıntılı bir göz muayenesiyle başlıyor. Göz içi basıncının ölçülmesi ve göz sinirlerinin değerlendirilmesinin ardından şüphelenilen vakalarda görme siniri ve sinir liflerini değerlendiren ileri tetkikler ve beraberinde görme alanını değerlendiren testler yardımı ile kesin tanı konuluyor. Glokomun tedavisi, hastalığın alt tipine göre planlanıyor. Açık açılı glokom tiplerinde sıklıkla ilk tercih olarak göz içi basıncını düşüren damlalar kullanılıyor. Bazı hastalarda ise lazer tedavisinden yararlanılıyor. İlaca cevap vermeyen hastalarda ise göz içi sıvısına yeni yollar açmak için cerrahi uygulamak gerekli.”

 

Kronik Böbrek Yetmezliği Hayatı Tehdit Ediyor

Kronik Böbrek Yetmezliği Hayatı Tehdit Ediyor

Adana (CUHA) – Medline Adana Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Pınar Ergin, “Böbrekler çalışmadığında elektrolitler ve atık sıvılar vücutta birikir ve bunların seviyesi yükseldikçe vücutta ölümcül sonuçlar doğurabilen sorunlar gelişmeye başlar” dedi.

Ergin, yaptığı açıklamada, böbreklerin her türlü duruma kolay uyum gösterebilen, dirençli ve çok güçlü organlar olduğunu belirtti. Bu nedenle böbreklerde oluşan bir hasarın belirtilerinin geri döndürülemez seviyeye gelene kadar ortaya çıkmayabileceğine dikkat çeken Ergin, “Bunlardan biri olan kronik böbrek yetmezliği de hayati tehlike yaratması nedeniyle tedavisi zor bir hastalık olarak tanımlanıyor ve ne kadar erken teşhis edilirse organ kayıpları ve yaşamsal risk de o derece azalıyor” dedi.

Böbrek yetmezliğini kısaca böbreklerin çalışmasının yavaşlaması veya durmasına bağlı olarak kanda bulunan su, tuz ve diğer minerallerin dengesinin bozulması şeklinde açıklayan Ergin, “Böbrekler çalışmadığında elektrolitler ve atık sıvılar vücutta birikir ve bunların seviyesi yükseldikçe vücutta ölümcül sonuçlar doğurabilen sorunlar gelişmeye başlar” diye konuştu.

Kronik böbrek yetmezliğinin böbreklerin işlevlerini yavaş yavaş kaybettiği uzun bir süreç olduğunu anlatan Ergin, “Hastalık, erken evrelerde özel bir belirti vermediği için farkındalığı görece olarak az olan hastalıklar grubundadır” dedi.

RUTİN KONTROLLER ÖNEMLİ

Kronik böbrek yetmezliğinin toplumda sık görüldüğünü belirten Ergin, “Bu hastalık yaşam kalitesini düşüren ve aynı zamanda büyük mali yük getiren bir hastalıktır. Erken teşhis edilebilen ve önlenebilen veya geciktirilebilen bu hastalıkta hipertansiyon, diyabet, kalp ve damar hastalığı olanlar, ailesinde kalıtsal kistik böbrek hastalığı veya böbrek taşı bulunanlar, obezite hastaları ve sigara kullananlar risk grubundadır. Hastalar rutin kontrollerini aksatmadıklarında sorun henüz klinik belirti vermeden fark edilebilir ve gerekli tedbirler alınabilir” dedi.

Kronik böbrek hastalığının tedavisi hakkında da bilgiler veren Ergin bu tedavilerin 3’e ayrıldığını söyleyerek, şöyle özetledi:

“-Hemodiyaliz tedavisi: Hastanın kanının vücut dışına alınıp hemodiyaliz cihazında bulunan ve içinden özel bileşimli sıvı geçen filtreden geçirilip zehirli atıklardan ayrıldıktan sonra başka bir damardan hastaya geri verilme işlemidir.

-Periton diyaliz tedavisi: Hemodiyalizdeki filtre görevini hastanın kendi karın zarı görür. Bu tedavi görece olarak böbreklerin henüz tüm fonksiyonunu yitirmemiş, önceden karın zarı bütünlüğünü bozacak herhangi bir ameliyat geçirmemiş hastalarda uygulanabilir.

-Böbrek nakli: Kronik böbrek yetmezliğinde nakil, altın standart tedavidir ve en etkili yöntemdir. İlk tedavi seçeneği olarak başlanabileceği gibi, hemodiyaliz veya periton diyaliz tedavisi başlandıktan sonra da uygulanabilir ve canlı vericiden veya kadavradan bağış yoluyla gerçekleştirilir.”

 

Bakan Koca: “Ankara’yı Bir Sağlık Vadisi Yapmak İstiyoruz”

Bakan Koca: “Ankara’yı Bir Sağlık Vadisi Yapmak İstiyoruz”

Ankara (CUHA) – Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Ankara Şehir Hastanesi’nin, Avrupa’nın en büyük ve dünyanın 3. büyük hastanesi olduğunu belirterek, “Hacettepe, ODTÜ, Bilkent ve Şehir Hastanesi’nin olduğu ve Halk Sağlığı ve benzeri laboratuvarların bulunduğu bu lokasyonu daha da genişleterek burayı bir sağlık vadisi yapmak istiyoruz” dedi.

Koca, Ankara Şehir Hastanesi’nde basın temsilcileriyle bir araya gelerek 14 Mart Tıp Bayramı’nda resmi açılışı yapılacak olan şehir hastanesi hakkında bilgi verdi. Koca, Ankara Şehir Hastanesi’nin Türkiye’nin sağlık üssü, Avrupa’nın en büyük ve dünyanın 3. büyük hastanesi olduğunu söyledi.

Geçen ay Yüksek İhtisas ve Atatürk Eğitim ve Araştırma hastanelerinin, Ankara Şehir Hastanesi’ne tamamen taşındığını ve 7 Şubat itibarıyla hasta kabulüne başlandığını anımsatan Koca, “Özellikle yeni dönemde sağlıktaki vizyonumuzun, toplum olarak sağlıklı hayat tarzının benimsendiği, herkesin sağlık hakkının korunduğu, istenildiğinde, vaktinde kaliteli sağlık hizmetine erişilebilen bir Türkiye olmasını hedefliyoruz” diye konuştu.

Şehir hastanelerine ilişkin birçok farklı yaklaşımların olduğunu bildiklerini anlatan Koca, şunları söyledi:

“Yeni dönemde şehir hastanelerini sadece kamu-özel iş birliğiyle yapılan hastaneler olarak tanımlamak istemiyoruz. Şehir hastanelerini yeni dönemde fonksiyonel yapısıyla da farklılık gösteren, özellikle bulunduğu bölgede son noktada sağlık hizmetinin verilebilir olduğu, hem araştırmanın hem üniversitenin de aynı zamanda içinde bulunduğu ve birlikte kullanım iş birliği çerçevesinde, hastanın artık oradan başka bir sağlık kurumuna sevk edilmediği hastaneler olarak konumlandırmak istiyoruz. Bu çerçevede örnek vermek gerekirse Van Bölge Hastanesi, Erzurum Bölge Hastanesi, biz bu hastanelerin de eksikleri varsa yatırım anlamında bunu tamamlayarak, sağlık üssü olmak anlamında oraları da birer şehir hastanesi kimliğine çeviriyoruz. Dünün özellikle son nokta görülen üniversitesi hastanesi kimliğinin, bundan sonraki süreçte araştırmanın, üniversite kimliğinin, klinik çalışmaların ve sağlık hizmetinin zirvede yapıldığı sağlık üssünün adı şehir hastanesi olacak.”

“ANKARA ŞEHİR HASTANESİ, HASTA KABULÜNE BAŞLAYAN 9. HASTANE”

Ankara Şehir Hastanesi’nin hasta kabulüne başlayan 9. hastane olduğunu belirterek, kapasitesi, açık ve kapalı alanları hakkında bilgi veren Koca, toplam 8 hastane kompleksinden oluştuğunun altını çizdi. Koca, hastanenin toplam yoğun bakım yatak sayısının 700 olduğuna dikkati çekerek, “Toplam ameliyathane sayısı 131. 2 tane de hibrit ameliyathane, yani aynı anda anjiyo ve müdahalenin yapılabilir olduğu ameliyathaneden 2 tane mevcut” dedi.

Sağlık Bakanı Koca, hasta kabulüne başlayan Ankara Şehir Hastanesi’nde, organ nakillerinin yapıldığını, ayrıca her gün 8-10 açık kalp ameliyatının gerçekleştiğini söyledi. Hasta kabul ve ameliyat sayılarına ilişkin de bilgi veren Koca, 7 Şubat’tan itibaren 99 bin 625 poliklinik muayenesi, 16 bin 66 acil hasta müdahalesi, 2 bin 662 de ameliyat yapıldığını bildirdi.

Koca, “Hacettepe, ODTÜ, Bilkent ve Şehir Hastanesi’nin olduğu ve Halk Sağlığı ve benzeri laboratuvarların bulunduğu bu lokasyonu daha da genişleterek burayı bir sağlık vadisi yapmak istiyoruz. Bununla ilgili arazi konusunda adımlar atıldı” dedi.

 

Soğuk Algınlığına Karşı Önlem Alın

Soğuk Algınlığına Karşı Önlem Alın

Adana (CUHA) – Adana Acıbadem Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doktor Deniz Parlakgümüş, soğuk algınlığı tedavisinde en iyi yöntemin ‘hastalığı önlemek’ olduğunu söyledi.

Parlakgümüş, yaptığı açıklamada, genellikle kişiden kişiye ve yüzeydeki ve havada enfekte olan partiküllerle temas halinde bulaşan soğuk algınlığının, çocukların sağlığı konusunda önemli bir etken olduğunu kaydetti. Soğuk algınlığı tedavisinde en iyi yöntemin ‘hastalığı önlemek’ olduğunu vurgulayan Parlakgümüş, şu bilgileri verdi:

“-İştahsızlık ve asabiyet de belirtiler arasında: Çocuklarda soğuk algınlığının en belirgin belirtisi, tipik olarak sarı, yeşil veya açık renkli olan burun akıntısının eşlik ettiği burun tıkanıklığı. İlk üç gün ateş de sık görülen belirtiler arasında yer alıyor. Olası diğer belirtiler ise öksürük, boğaz ağrısı, uyku sorunları, iştahsızlık, sinirlilik, genişlemiş lenf düğümleri ve burun zarındaki kızarıklık ve şişlik olarak sayılıyor.

-Astım hastalığı varsa dikkat: Çoğu soğuk algınlığı komplikasyonlara yol açmıyor. Buna karşın hastalık bazı çocuklarda astımın ağırlaşması, bakteriyel kulak enfeksiyonları, sinüzit ya da yine bakteriyel zatürre gibi sonuçlara da yol açabiliyor. Örneğin; 10 gün içinde iyileşmeyen burun tıkanıklıkları bakteriyel sinüs enfeksiyonunu beraberinde getiriyor. Soğuk algınlığı sonucu gelişen bakteriyel zatürre ise ateş, hızlı nefes alma ve öksürük ile kendini gösterebiliyor.

-En iyi tedavi önleme: Soğuk algınlığı tedavisinde, çoğu ilaç 6 yaşın altındaki çocuklar için önerilmiyor. Tedavi ise bir uzman doktor tarafından önerilen ateş düşürücüler, öksürük şurupları veya burun tıkanıklığını önleyecek ilaçlarla daha çok belirtilere yönelik olarak yapılıyor. Sık sık el yıkama, hasta olanlarla teması sınırlama, virüslere karşı etkili ev temizleyicileri kullanma ve C vitamini ile soğuk algınlığı önlenebilir.

-Ateş 38 dereceyi geçmişse: Çoğu soğuk algınlığı kendi kendine kaybolacak olsa da 3 aydan küçük çocukların; uzun süre sıvı alamayacak olan, uyuşukluk veya huzursuzluk gibi ciddi davranış değişiklikleri gösteren ya da nefes almada zorluk çeken hastaların mutlaka hızlıca bir doktora başvurması gerekiyor. Ayrıca 3 günden uzun süre 38 dereceden daha yüksek ateş, sarı akıntı, kırmızı gözler, iki hafta içinde iyileşmeyen veya daha da kötüleşen burun tıkanıklığı, kulak çekme ve ağrı gibi kulak enfeksiyonu belirtileri durumunda da tedavi için doktora başvurulması şart.”

 

Türkiye’nin İlk Çocuk Obezite Merkezi İzmir’de Açıldı

Türkiye’nin İlk Çocuk Obezite Merkezi İzmir’de Açıldı

İzmir (CUHA) – Sağlık Bakan Yardımcısı Emine Alp Meşe, İzmir’de Türkiye’nin ilk çocuk obezite merkezinin açılışını yaptı.

Türkiye’nin ilk çocukluk çağı obezite merkezi olan Behçet Uz Çocuk Hastanesi Çocuk Obezite Merkezi’nin açılışını gerçekleştiren Emine Alp Meşe, sonrasında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Avrupa Birliği Delegasyonu ve Norveç Büyükelçiliğinin destekleri ile yaptırılan Karabağlar Göçmen Sağlığı Eğitim Merkezi ve İzmir’in 8. Sağlıklı Hayat Merkezi olan Bayraklı Sağlıklı Hayat Merkezi’nin açılış törenine katıldı.

Meşe, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi bahçesinde düzenlenen törende, “hastalığa değil sağlığa yatırım” anlayışıyla kişilerin yaşam kalitelerini artırmak için önemli projelere imza attıklarını söyledi.

“Çocukluk Obezitesini Önleme Eylem Planı” kapsamında hazırlanan çalışmalara devam edildiğini hatırlatan Meşe, “Çocuklarımıza bu merkezlerimizde vereceğimiz eğitimlerle bilinç oluşturmalıyız. Sağlıklı vücut ölçülerini,  fiziksel aktivitelerini, uyku zamanlarını, bilgisayar, televizyon gibi araçların bilinçli ve vakitli kullanımını, kısacası sağlıklı hayat bilincini ve obeziteden nasıl uzak duracaklarını kendilerine öğretmeliyiz” diye konuştu.

Meşe, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, obezitenin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer aldığını bildirdi.

Açılışı yapılan merkezin Türkiye’de ilk olduğunu vurgulayan Meşe, “Obezite, son 40 yılda 5 ile 19 yaş arası çocuk ve adölesan dönemde 10 kattan fazla artmıştır. Her 4 çocuktan biri fazla kilolu ya da obez. Bu durum birçok kronik hastalığa ve erken ölümlere neden oluyor. Biz ‘çocuk kalpler ölmesin,  onlar yaşasın’ istiyoruz. Bu yüzden bu konuya çok önem veriyoruz” şeklinde konuştu.

 

Sağlık Bakanlığı’ndan Deprem Uyarısı

Sağlık Bakanlığı’ndan Deprem Uyarısı

Ankara (CUHA) – Sağlık Bakanlığı, Deprem Haftası nedeniyle uyarılarda bulunduğu bir mesaj yayımladı.

Sağlık Bakanlığı, Deprem Haftası dolayısıyla Twitter hesabından yayımladığı mesajda, şu ifadeleri kullandı:

“Olası deprem anında,

-Sakin kalmaya gayret edin.

-Güvenli bir yerde konumlanın.

-Başınızı koruyacak şekilde pozisyon alın.

-Sarsıntı geçene kadar bulunduğunuz alanı terk etmeyin.

-Asansör kullanmayın.

#DepremHaftası”

Sağlık Bakanlığı’ndan Sigara Mesajı

Sağlık Bakanlığı’ndan Sigara Mesajı

Ankara (CUHA) – Sağlık Bakanlığı, Yeşilay Haftası dolayısıyla sigaranın zararlarına dikkat çektiği bir mesaj yayımladı.

Sağlık Bakanlığı, Yeşilay Haftası dolayısıyla Twitter hesabından yayımladığı mesajda, şu ifadeleri kullandı:

“Sigara,

-Akciğer kanserinin en yaygın nedenidir.

-Kronik bronşit, KOAH ve astıma sebep olur.

-Çeşitli hastalıklar meydana getirerek erken ölümlere sebep olur.

-Cildi sarartır ve yaşlandırır.

-Ağız ve diş problemlerine sebep olur.

#YeşilayHaftası”

Ortodontist Allaf: “Çocuklarda Ağzı Açık Uyumak Diş Çapraşıklığının Belirtisi Olabilir”

Ortodontist Allaf: “Çocuklarda Ağzı Açık Uyumak Diş Çapraşıklığının Belirtisi Olabilir”

İstanbul (CUHA) – Ortodontist Dr. Ferdi Allaf, çocuklardaki ağzı açık uyuma, parmak ve dil emme gibi alışkanlıklara ve süt dişlerinin düşme sürecine özellikle dikkat edilmesi gerektiğini, bunların diş çapraşıklığının belirtisi olabileceğini belirtti.

Çocuklarda ilk diş çıktığı andan itibaren, anne ve babanın onlara diş fırçalama alışkanlığı kazandırılmak için harekete geçmesi ve gerekirse çocuk alışkanlık kazanana kadar çocuğun dişlerini kendilerinin fırçalaması gerektiğini belirten Ortodontist Dr. Ferdi Allaf, şu tavsiyelerde bulundu:

“Bu fırçalama esnasında çocukların dişleri takip edilmeli ve çocuklar altı yaşından itibaren diş hekimine kontrole götürülmeli. Diş hekimi yönlendirilmesiyle en azından altı ayda bir diş hekimi ziyaretinde bulunulmalı. İlk ziyaretlerde bir işlem yapılmadan sadece genel kontrol yapılması, çocukların diş hekimiyle bir yakınlık kurulabilmesi açısından önemlidir. Çünkü çocukların dişlerinde bir sorun oluşana kadar diş hekimleriyle karşılaşmaması, diş hekimleriyle kuracakları ilişkiyi olumsuz etkileyebilir. Hiçbir sorun olmadan diş hekimine gidildiğinde çocuk, diş hekimiyle daha kolay yakınlık kurabilir. Bu önemli, çünkü günümüzde birçok insanın diş hekimi fobisi var. Bunun temelinde de genelde çocukluk çağındaki ilk karşılaşma yatıyor.”

“HAZIR GIDALAR VE ASİTLİ İÇECEKLER ÇÜRÜK RİSKİNİ ARTIRIYOR”

Yeme alışkanlığının diş sağlığı için çok önemli olduğunun altını çizen Allaf, şöyle devam etti:

“Çocuklar hazır gıdalardan uzak tutulmalı çünkü bunlar çürük riskini artırır. Asitli içecekler de aynı şekilde, çocukların genel sağlığı kadar diş sağlığı için de zararlıdır. Örneğin asitle birlikte şeker de içeren kola ve gazoz gibi içeceklerden kesinlikle kaçınılmalıdır. Çocuklarımız bazen yaşlarıyla bağlantılı, bazen korku kaynaklı, bazen de hepsinden bağımsız olarak parmak emme, dil emme, kalem ısırma, emzik ve biberon bağımlılığı gibi kötü alışkanlıklar edinebiliyor. Bu alışkanlıklar altı yaşına kadar sürüyorsa, bir hekim kontrolünde alışkanlık kırıcı uygulamalar yapmak lazım ki ileride çocuğumuzda bir ortodonti problemi oluşmasın.”

“SÜT DİŞLERİNİN SAĞLIKLI ŞEKİLDE DÜŞMEMESİ ÇAPRAŞIKLIKLARA NEDEN OLABİLİR”

Ağızdaki her süt dişinin belirli bir yaşta çıktığını ve düştüğünü ve kalıcı dişlerin de belirli bir yaşta çıktığını belirten Allaf, süt dişlerin kalıcı dişlerin sağlığı ve düzeni üzerindeki etkisini şöyle anlattı:

“Bazen alttan gelen daimi diş, süt dişin kökünü eritmekte zorlanıyor. Bu durumda değişme vakti gelen ancak düşmesi geciken süt dişi alttan gelen kalıcı dişin zorlanmasına neden olabiliyor. Bu durumda süt dişlerinin hekim kontrolünde çekilmesi gerekebilir. Ayrıca bu yaşta süt dişlerinde oluşan çürüklerden dolayı arkadaki dişler öne kayarak alttan gelecek daimi dişlerde çapraşıklık olmasına yol açabilir. Süt dişi döneminde oluşan çürükler, daimi dişlenme dönemindeki çapraşıklığın en önemli etkenlerinden biridir. Süt dişleri sorunsuz olarak kendiliğinden düşse bile çocuğu yine de sonrasında bir diş hekiminin muayene etmesinde fayda vardır. Böylece süt dişinin altında kalmış olabilecek kök parçalarının sürecek dişte çapraşıklığa neden olmasının önüne geçilebilir.”

“AĞZI AÇIK UYUMA ORTODONTİK SORUNLARA İŞARET EDEBİLİR”

Allaf, ailelerin çocukların diş sağlığı konusunda dikkat etmesi gereken hususları şöyle özetledi:

“Ailelerin dikkat etmesi gereken bir diğer konu da çocuğun ağzı açık uyuyup uyumadığıdır.  Çünkü ağız solunumu yapan bir çocuk ileride tipik bir ortodonti hastası olma potansiyeli taşır. Çocuk ağız solunumu yapıyorsa, bunun nedeni araştırılmalıdır çünkü ağız solunumu üst çenede darlığa neden olabilir. Aile ayrıca 6-12 aylıkken çıkan ilk dişleri de hekime gelmeden kontrol edebilir. Ancak altı yaş civarında ilk daimi dişlerin çıkmaya başlamasıyla daha dikkatli hareket etmek gerekir çünkü bu dişler hayatı boyunca çocuğunuzun ağzında kalacak. Bu noktada da diş fırçalama alışkanlığı önem kazanır. Bazı çocuklarda diş fırçalama alışkanlığı bilinci henüz oturmamış oluyor. Bu durumda diş hızlı bir şekilde çürümeye doğru gidiyor. Düzenli diş hekimi muayeneleriyle bu çocukların dişlerine, çürükten koruyucu ajanlar sürülebilir ve böylece o ilk çıkan daimi dişimizi koruma altına almış oluruz. Ortodontik tedavi teknolojileri bugünkü halini alana kadar, çocuklarda da tek tedavi seçeneğimiz diş telleriydi. Diş telleri ne yazık ki gerek görüntü gerekse kullanım zorlukları açısından çocukların ortodontik tedavi görmesini zorlaştırıyor ve isteksizlik yaratıyordu. Ancak günümüzde özel malzemelerden üretilen gelişmiş şeffaf plak sistemleri ve üç boyutlu ağız içi tarama teknolojileri sayesinde çocukların düzgün dişlere kavuşması da artık çok kolay.”

 

Bakan Koca: “Sigara ile Mücadelemizi Kararlılıkla Devam Ettiriyoruz”

Bakan Koca: “Sigara ile Mücadelemizi Kararlılıkla Devam Ettiriyoruz”

Sakarya (CUHA) – Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Sigara ile mücadelemizi kararlılıkla devam ettiriyoruz. Logo yerine sadece yüzde 5’lik ismin olduğu sigara paketi uygulamasına Temmuz ayından itibaren geçmiş olacağız” dedi.

Koca, Sakarya ziyaretinde ambulans teslim töreni ve Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Böbrek Nakli Merkezi’nin açılışına katıldı. Yapımı devam eden Yeni Doğum Evi’nde incelemelerde bulundu.

Koca, basın mensuplarının Resmi Gazete’de yayımlanan “Sigara paketlerinde yeni dönem” düzenlemesi ile ilgili şunları söyledi:

“Sigara ile mücadelemizi kararlılıkla devam ettiriyoruz. Tarım Bakanlığımız ile işbirliği içindeyiz. Burada temel amaç, kanunda özellikle belirtilen, tanıtım boyutunu da önlemeye alan özellikle internet ortamı ve sosyal medyada tanıtımın, reklamın da artık yasak kapsamına girdiği kanuni düzenlemeydi. Bununla birlikte tek tip sigara uygulamasına geçmeyi öngören bir kanun çalışmasıydı. Tek tip sigarada yüzde 85 oranında daha çok uyarıcı bilgilerin yer aldığı, sadece yüzde 5’ine logonun değil markanın puntolarına kadar yönetmelikte tarifi yapıldı. Benzer ülkelerde de son 4 yıldır uygulamada olduğunu hepimiz biliyoruz. Burada temelde yapılmak istenen cezbediciliği devre dışı bırakmak. Sigara aynı zamanda bir reklam panosu. Biz bu anlamda uyarıcı yaklaşımlarla markanın da bağımlılık unsuru olduğunu biliyoruz. O nedenle logo yerine sadece yüzde 5’lik ismin olduğu sigara paketi uygulamasına Temmuz ayından itibaren geçmiş olacağız.”

Evlilikte Doğru Bilinen 15 Yanlış

Evlilikte Doğru Bilinen 15 Yanlış

Adana (CUHA) – Adana Acıbadem Hastanesi’nden Psikolog Hande Nacar Baş, mutlu bir evliliğin herkese uygulanabilen sihirli bir sırrı olmadığını belirterek, yine de çatışmalarını birbirlerinden gizlemeyip karşılıklı iletişim kuran ve tartışmayı tercih eden çiftlerin evlilik uyumunun daha fazla olduğuna dikkat çekti.

Psikolog Baş, çiftler arasındaki ilişkinin kalitesini belirleyen iletişim kurma ve sevgi gösterme biçimlerini esas alan araştırmaların, eşler arasında en çok fikir alışverişi ve birlikte zaman geçirme konularında uyuşmazlık yaşandığını ortaya koyduğunu söyledi. Bireyselliğin daha ön plana çıktığı günümüz dünyasında kişilerin, hayatın bir defa yaşandığı inancıyla mutsuz oldukları an, içinde bulundukları düzeni değiştirmek istediklerini kaydeden Baş,    “Bu bazen anne babanın yanından taşınmak, bazen de kötü gittiğine inanılan bir evliliği sonlandırmak şeklinde ortaya çıkıyor. Genellikle çocukken her istediklerini kolayca elde etmiş olan ya da “Çatışma, tartışma bana göre değil’ diyen bireyler evlilik hayatında sorunla karşılaştıklarında sorundan kaçma yolunu tercih edebiliyorlar” dedi.

Birbirini severek evlenen çiftlerin evlendikten sonra birbirlerine duygusal yatırım yapmaktan, emek vermekten ya da özen göstermekten vazgeçtiklerinde evlilikte yıpranmaların da başladığını belirten Baş, en çok karşılarına çıkan doğru bilinen yanlış inanışları da şu şekilde sıraladı:

“-Mutlu ilişki için partnerlerin birbirlerine aşık olması şarttır.

-Mutlu bir evliliğin sırrı, her şeyin paylaşılmasıdır.

-Çiftler birbirlerini konuşmadan dahi anlayabilirler.

-Tartışmanın olmadığı evlilik, mutlu evliliktir.

-Erkeğin mutlu olması için cinsel hayatın aktif olması yeterlidir.

-Evliliklerde maddi sorumluluk erkeğe aittir.

-Çiftler uyumluysa evlilikleri de iyi gider, emek harcamak önemli değildir.

-Evlendikten sonra eş ile randevulaşmak yalnızca maddi kayıptır.

-Eşlerin yatağa beraber girmesi veya yemeklerini beraber yemesi çok da önemli konular değildir.

-Seven insan kıskanır. Kıskançlık sevginin ispatıdır.

-Evlilik monotonlaştıysa çocuk yapmanın vakti geldi demektir.

-Tartışmalarda haklı olan taraf bellidir. Haksız olan tarafın bunu kabul etmesi gerekir.

-Küslük ilişkiye renk katar, heyecanı artırır.

-Çocuk var ise boşanmak söz konusu olmamalıdır.

-Ayrılmak bütün sorunların çözümüdür.”

Tuz ve Şeker Kullanımının Azaltılmasına İlişkin Protokol İmzalandı

Tuz ve Şeker Kullanımının Azaltılmasına İlişkin Protokol İmzalandı

Ankara (CUHA) – Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile lokantacı ve pastacılar arasında imzalanan protokol ile her yıl besinlerdeki tuz oranı yüzde 4, şeker oranı ise yüzde 5 oranında azaltılacak.

Sağlık Bakanlığı, Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu, Tüm Aşçılar ve Pastacılar Konfederasyonu arasında aşırı tuz ve şeker kullanımının azaltılmasına ilişkin protokol imzalandı. İmza törenine, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 130 bin işletmeyi temsil eden Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu Başkanı Etem Aykut Yenice ve 7 bölge federasyonunun bağlı olduğu Tüm Aşçılar ve Pastacılar Konfederasyonu Başkanı Gökhan Tufan katıldı.

Bakan Koca, törende yaptığı konuşmada, Sağlık Bakanlığı’nın vizyonunun, tüm toplum olarak sağlıklı hayat tarzının benimsendiği, herkesin sağlık hakkının korunduğu, ihtiyaç halinde herkesin vaktinde ve kaliteli sağlık hizmetine ulaşabildiği bir Türkiye olduğunu belirtti. Bu hedef doğrultusunda kamu, üniversite ve özel sektörün birlikte çalışması, bunun için tüm ülke kaynaklarının seferber edilmesi gerektiğini vurgulayan Koca, “Tüm toplumu sağlıklı olmaya teşvik eden, verimli, hakkaniyetli, sürdürülebilir bir çerçeve oluşturmak zorundayız. Ancak bu sayede vatandaşımızın ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayan bir sağlık sistemine sahip olabiliriz” diye konuştu.

“TUZ TÜKETİMİNİ 9,9 GRAMA KADAR DÜŞÜRDÜK”

Bakan Koca, anne ölümü, bebek ölümü, bağışıklama ve kronik hastalık yükü dahil, tüm temel sağlık göstergelerinde en üst düzeye ulaşmayı hedeflediklerine işaret ederek, şunları söyledi:

“Sağlıklı beslenme deyince ilk akla gelen, gıdanın sağlığa faydalı olup olmadığıdır. Ancak biz sadece bunu kastetmiyoruz. Kalori miktarı ile muhtevasındaki maddelerle, bu maddelerin miktarı ile vücuda zarar vermemesi de bizim temel amacımız. Türk halkı olarak genelde büyük porsiyonları seviyoruz. Sağlıklı beslenmenin ilk adımı vücudumuzun günlük ihtiyacını karşılayacak kadar yeme-içme olmalıdır. Porsiyonlarımızı sınırlamalı, sindirmek için vücudumuzun yorulacağı miktarlarda yemekten kaçınmalıyız.  Aldığımız gıdalarda dikkat etmemiz gereken diğer husus, porsiyon küçük de olsa besinin içindeki aşırı miktarda tuz, şeker ve yağ miktarıdır.  Kişi başı günlük tuz tüketimimiz 2008 yılında 18 gramdı. Yürüttüğümüz çalışmalarla bunu 9,9 grama kadar düşürdük. Ancak yine de bu miktar Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği miktarın 2 katı. Tavsiye edilen günlük maksimum tuz miktarı 5 gram. Bu da takriben 1 çay kaşığı tuza denk gelmektedir.”

Fazla tuz tüketiminin başta hipertansiyonun tetikleyicisi olduğunu kaydeden Koca, ayrıca mide kanseri, osteoporoz, böbrek hastalıkları, inme, kalp krizi ile de yakından ilişkisinin bulunduğunu vurguladı.

Türkiye’de “Türkiye Aşırı Tuz Tüketiminin Azaltılması Eylem Planı” oluşturulduğunu hatırlatan Koca, “Bu plan çerçevesinde çalışmalarımıza da başladık. Bu süreçte ekmekteki tuz oranını yüzde 25, pul biberde yüzde 22, salçada yüzde 64, zeytinde yüzde 50 azaltmayı başardık. Pastırma, peynir ve diğer ürünlerde de çeşitlerine göre önemli ölçüde düşüşler sağladık” bilgisini paylaştı.

“DESTEK VEREN İŞLETMELERE SERTİFİKA VERİLECEK”

Koca, Başbakanlık Genelgesi olarak yayımlanan “Çok Paydaşlı Sağlık Sorumluluğunu Geliştirme Programı”nda, koruyucu sağlık hizmetlerinin bireyle birlikte, sosyal, biyolojik ve fiziki çevreye yönelik çok paydaşlı bir yaklaşımla geliştirilmesinin önerildiğini belirterek, bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, meslek birlikleri, sivil toplum kuruluşları ve ilgili diğer tüm paydaşlar ile vatandaşların görüş, öneri ve katkıları doğrultusunda hareket edilmesi gerekliliği üzerinde durulduğunu aktardı.

Bakan Koca, şunları söyledi:

“Sağlık Bakanlığı olarak Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu, Tüm Aşçılar ve Pastacılar Konfederasyonu ile bir araya geldik. Az sonra imzalayacağımız protokol ile her yıl besinlerdeki tuz kullanımı yüzde 4, şeker kullanımı yüzde 5 azaltılacaktır. Federasyon temsilcilerimiz bu imzayla bize bu sürecin takipçisi olacaklarının sözünü vermiş olacaklar. İnsanımızın, gelecek nesillerimizin sağlıklı yaşaması için çok önemli bir adım atıyoruz. Bizleri, gençlerimizi, çocuklarımızı yavaş yavaş zehirleyen tuz ve şekere karşı hep beraber mücadeleye başlıyoruz. Federasyonun ve Konfederasyonun üyeleri tamamen gönüllülük esasına dayalı işbirliği yaparak, ürettikleri gıdalarda her yıl tuz ve şeker miktarını daha da azaltacaklar. Sağlıklı beslenme konusunda bu çabaya destek veren işletmelerimize sertifika verilecektir.”

Koca’nın konuşmasını tamamlamasının ardından, Sağlık Bakanlığı, Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu ile Tüm Aşçılar ve Pastacılar Konfederasyonu arasındaki protokol imzalandı.

TEB: Antibiyotik Direnci Halk Sağlığını Tehdit Ediyor

TEB: Antibiyotik Direnci Halk Sağlığını Tehdit Ediyor

Adana (CUHA) – Türk Eczacıları Birliği, yanlış, bilinçsiz ve gereksiz ilaç kullanımının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de halk sağlığını tehdit eden sorunlardan biri olduğunu belirterek, “Antibiyotik direnci halk sağlığını tehdit ediyor” dedi.

Türk Eczacıları Birliği (TEB), yaptığı açıklamada, “Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerinin; ilaçların %50’sinden fazlasının uygun olmayan şekilde reçetelendirildiğini, temin edildiğini, satıldığını ve hastaların ilaçlarını doğru şekilde kullanmadığını gösteriyor. Küresel bir sorun olan akılcı olmayan ilaç kullanımı; hastalıkların tekrarlaması/uzaması, ilaçların hastaya zarar verme riskinin artması, bazı ilaçlara karşı direnç gelişmesi, hastanın ilaç bağımlısı olması, ilaçların yanlış kullanılması, etkileşim riski bulunan ilaçların bir arada kullanılması, kaynakların gereksiz kullanımı gibi pek çok tıbbi ve ekonomik sorunu da beraberinde getiriyor” denildi.

Akılcı olmayan ilaca dair akla ilk gelen konulardan birinin de yanlış, gereksiz ve aşırı kullanımdan kaynaklı antibiyotik direnci olduğuna dikkat çekilen açıklamada, şöyle denildi:

“Küresel halk sağlığı açısından bakıldığında önlem alınmadığı takdirde 2050 yılında antibiyotik direncine bağlı olarak her yıl 10 milyon kişinin hayatını kaybedeceği öngörülmekte. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de antibiyotik direncine ilişkin kampanyalar yürütülüyor. Ülkemizde son yıllarda Sağlık Bakanlığı’nın akılcı antibiyotik kullanımına ilişkin yaptığı kampanyaları takip ediyor ve destekliyoruz. Bu kampanyaların da yardımıyla akılcı olmayan antibiyotik kullanımında son yıllara oranla düşüş olsa da hâlihazırdaki oranların, istenen düzeyde olmadığını söylemek mümkün. 2018 verilerine göre OECD ülkelerinde günlük antibiyotik kullanım miktarı ortalama 20,8 iken Türkiye’de bu oran 40,6’dır.”

SAĞLIK OKURYAZARLIĞI İSTENEN SEVİYEDE DEĞİL

Sağlık okuryazarlığının düşük olmasının, akılcı ilaç kullanımının önündeki en büyük engellerden biri olduğu kaydedilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

“Bir toplumdaki yetersiz sağlık sonuçlarının ortaya çıkışının, söz konusu toplumdaki sağlık okuryazarlığının düzeyi ile ilişkili olduğu unutulmamalı; düşük sağlık okuryazarlığının, sağlık harcamalarında artışı, sağlıkta eşitsizliği, koruyucu sağlık hizmetlerinde yetersizliği beraberinde getirdiği göz önünde bulundurulmalıdır. Etkin ve etkili ilaç kullanımı, çağdaş eczacılığın en önemli ögelerindendir. Halka en yakın sağlık danışmanı olarak ülkenin her yerinde hizmet veren eczacılarımız; düşük seviyedeki sağlık okuryazarlığının yol açabileceği olumsuzluklara karşı ilacın akılcı kullanımı, tedavi sürecinin yönetimi, toplum sağlığının korunması noktasında önemli roller üstlenmektedir. Buna bağlı olarak reçetesiz ilaç konusunun ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak karşımızda durduğunu hatırlatmakta fayda var. Reçetesiz ilaç kategorisinin genişletilmesi beraberinde reklamı ve ilaçların eczane dışına çıkmasını getirecektir. Bunun yanı sıra ilacın gelişigüzel, uygunsuz, akılcı ilaç ilkelerine aykırı şekilde kullanımına neden olacak ve kamu ilaç harcamalarının artmasına sebebiyet verecektir. Sağlık parametrelerinde ciddi bir tahribata yol açacak olan bu durumu düzeltmek için de daha fazla harcama yapılması gerekecektir.”

 

Kış Hastalıklarından Koruyan 6 Pratik Önlem

Kış Hastalıklarından Koruyan 6 Pratik Önlem

Adana (CUHA) – Medline Adana Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meriç Zeydan, kış hastalıklarına karşı herkesin kolayca uygulayabileceği önerilerde bulundu.

Zeydan, vücudun soğuk havaya uyum sağlamak için normalden fazla enerji harcadığını, bunun da direncin düşmesine ve burun, farenks, larenks, sinüsler veya bronşlar gibi özellikle üst solunum yollarını ilgilendiren akut enfeksiyonların yaygın hale gelmesine neden olduğunu belirterek, şu önerilerde bulundu:

“1. Ellerinizi yıkayın

Günümüzde el yıkamanın gerekliliğini tartışmak bile yersiz. Araştırmalar, el yıkamanın enfeksiyonların yayılmasını önlemede en etkili yol olduğunu gösteriyor. Çünkü ellerimizi yıkadığımızda elde bulunan mikroorganizmalar enfeksiyon oluşturamayacak düzeye indirilmiş oluyor. Bu nedenle elleri; üst kısmı, bilekler, avuç içleri, parmak araları, parmaklar ve tırnak içleri de dahil olmak üzere 30 saniye boyunca doğru teknikle yıkamak ve bunu yaparken katı sabun kullanmamak önem taşıyor.

  1. Temiz hava hastalıkları kovuyor

Soğuk havalarda özellikle nezle, grip, bademcik iltihabı ve sinüzit gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığı da artıyor. Bunun sebebi ise kış aylarında kapalı mekanlarda daha sık bulunulması, bulunulan ortamın kalabalık ve havasız olması, solunum yolu hastalığı olan kişilerin de ortam havasına öksürük, hapşırık ve konuşma yoluyla enfeksiyon yaymaları. Bu tür enfeksiyonlardan korunmak için bulunulan kapalı ortamların saat başı 5 ila 10 dakika düzenli olarak havalandırılması gerekiyor.

  1. Ortak eşyaları sık sık temizleyin

Ortak kullanılan malzemeleri dokunmadan önce silerek enfeksiyonların yayılma riskini azaltabilirsiniz. Örneğin; işyerinde ortak kullanılan masaları, kalemleri ve bilgisayar klavyelerini temizlemek, kapı kollarını antiseptik ürün veya mendillerle silmek size enfeksiyonlardan korunmada yarar sağlayacaktır.

  1. Tabağınız renkli olsun

Güçlü bir bağışıklık sistemi için dengeli beslenmek önemli. Üstelik beslenmede temel ve basit prensipleri uygulamak herkese fayda sağlıyor. Bu nedenle yemek tabağında her renk sebze-meyve olmasına özen göstermek, farklı vitamin ve mineraller yönünden zengin ve doğal beslenmeye olumlu katkı sunacaktır.

  1. Mutlaka aktif olun

Sadece doğru beslenerek sağlıklı kalmak pek de mümkün değil. Sağlıklı kalabilmek için aktif bir hayat ve düzenli egzersiz veya spor yapmak da gerekiyor. Zaten baktığımızda bedenlerimizin hareketli bir yaşama göre tasarlanmış olduğunu görüyoruz. Bu nedenle sağlık için günde 7 bin 500 ila 10 bin adım atmak şart.

  1. Uykunuza özen gösterin

Grip ve soğuk algınlığı nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvuruların arttığı kış aylarında bu hastalıklarla mücadelede sağlıklı beslenme ve hijyen kadar sağlıklı bir uyku da önemli rol oynuyor. Çünkü uykusuzluk, gribe ve daha birçok hastalığa davetiye çıkardığı gibi hastalıkların iyileşme süreçlerini de yavaşlatıyor. Özellikle karanlık ortamda uyunan düzenli uyku, hastalıklarla mücadeleye yardımcı oluyor.”

Bakan Koca: “Tarsus Devlet Hastanesi Mersin’de Önemli Bir Boşluğu Dolduracak”

Bakan Koca: “Tarsus Devlet Hastanesi Mersin’de Önemli Bir Boşluğu Dolduracak”

Mersin (CUHA) – Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, inşası devam eden hastanenin tamamlandığında Mersin genelinde önemli bir boşluğu da dolduracağını belirterek, “2018 yılı Nisan ayında başlayan inşaat, şu an yüzde 35 oranında bir seviyeye gelmiş durumda ve çalışmalar hızla devam ediyor” dedi.

Koca, Mersin Şehir Hastanesi ve yapımı devam eden Tarsus Devlet Hastanesi’nde incelemelerde bulundu.

İnşası devam eden hastanenin tamamlandığında Mersin genelinde önemli bir boşluğu da dolduracağını belirten Koca, “2018 yılı Nisan ayında başlayan inşaat, şu an yüzde 35 oranında bir seviyeye gelmiş durumda ve çalışmalar hızla devam ediyor. Gelecek yıl Aralık ayında teslim edilmesi gereken inşaatın daha erken bitirilmesi için de yetkililere gerekli talimatı verdim” dedi.

Mersin’e son 16 yılda sağlık alanında 3 milyar liralık yatırım yapıldığını söyleyen Koca, şöyle konuştu:

“En önemli sağlık yatırımımız, ülkemizde ilk açılan şehir hastanelerinden biri olan, bin 300 yataklı ve 375 bin kapalı alanı olan Mersin Şehir Hastanesi. Şehir Hastanelerini özellikle bulundukları bölgede sağlıkta en son noktada hizmet veren birer sağlık üssü olmalarını arzu ediyoruz ve planlarımızı, çalışmalarımızı bu çerçevede şekillendiriyoruz. Mersin Şehir Hastanesi bu kimliği ile ciddi bir boşluğu dolduruyor, bundan sonraki süreçte özellikle eğitim araştırma ve üniversiteyle işbirliğiyle daha nitelikli hizmetlerin yapılabilir olduğu bir hastane kimliğine dönmüş olacak. Mersin Şehir Hastanesi’nin toplam doluluk oranı yüzde 82, yoğun bakım ünitesinin doluluk oranı da yüzde 96’larda. Günlük ortalama gelen hasta poliklinik sayısı ise 10 bin.”

 

Vücudunuz B12 Eksikliğinizin Sinyallerini Verir

Vücudunuz B12 Eksikliğinizin Sinyallerini Verir

İstanbul (CUHA) – Hastane Derindere İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ergün Kasapoğlu, son yıllarda sıklıkla şikayet edilen sağlık problemlerinin başında B12 vitamini eksikliğinin geldiğini söyledi.

Kasapoğlu, yaptığı açıklamada, şu bilgileri verdi:

“-El ve ayaklarınız uyuşuyorsa: B12 eksikliği sinirlerinizi örten koruyucu katmanın gücünü azalttığı için elleriniz, ayaklarınız veya bacaklarınızda ‘iğne batırılıyormuş’ hissi yaşayabilirsiniz.

-Her zamankinden daha çok üşümeye başladıysanız: Vücudunuzda yeterince B12 vitamini olmazsa oksijen dağılımı yeterli olmadığı için el ve ayaklarınızda titreme ve üşüme görülebilir.

-Depresyona meyilliyseniz: B12 eksikliği, depresyon, kafa karışıklığı, bunama ve hafıza sorunlarına neden olabilir. B12 takviyeleri genellikle güvenlidir. Yetişkinler için günde 2,4 mikrogram B12 takviyesi yeterli olacaktır. İhtiyacınız olandan daha fazlasını alırsanız, vücudunuz fazla olanı idrarınızla atar. Yine de, yüksek dozlarda baş dönmesi, baş ağrısı, anksiyete, bulantı ve kusma gibi bazı yan etkiler görebilirsiniz.

-Kaslarınızda zayıflık hissediyorsanız: Kaslarınız güçsüz olduğu için yorgun hissedebilirsiniz. Bu durumda B12 düzeyinize baktırarak hekiminizin yönlendirmesiyle hareket etmeniz daha doğru olacaktır.

-Diliniz pürüzsüzleşmeye başladıysa: Dilinizde papilla denilen küçük şişlikler boşalmaya, diliniz giderek pürüzsüz ve parlak görünmeye başlar. B12 vitamini eksikliğinin yanı sıra geçirdiğiniz enfeksiyonlar veya kullandığınız ilaçlar da buna neden olabilir.

-Vejetaryenseniz: Sebze ve meyvelerde B12 yoktur. Dolayısıyla, herhangi bir hayvansal ürün yemeyen vejetaryenler, B12 takviyesi içeren ekmek, kraker ve tahılları tüketmelidir. Hem hamilelik hem de emzirme döneminde B12 takviyeleri hakkında doktorunuzla konuşun.

-Yaşınız ilerliyorsa: Yaşlandıkça, vücudunuz B12’yi kolay ememeyebilir. Eğer tedavi edilmezseniz, düşük B12 seviyeleri anemi, sinir hasarı, huysuzluk ve diğer ciddi sorunlara neden olabilir. Bu yüzden belirtilerinize dikkat edin ve doktorunuz tavsiye ederse kan testi yaptırın.

-Obezite cerrahisi geçirdiyseniz: Yaygın kilo verme operasyonlarından biri olan “gastrik bypass” ameliyatından sonra gıda mide ve ince bağırsak kısımlarını atlayarak sindirildiği için B12’nin emiliminin olduğu bölümde gerekli emilim gerçekleşmez. Hekiminiz bu süreçte B12 seviyenizi izleyerek ihtiyaç duyduğunuzda takviyeler önerebilir.

-Ağız yaraları oluşmaya başladıysa: Düşük B12, anemi veya başka bir durumun belirtisi olabilir. Yaralar genellikle kendiliğinden geçer; ancak sirke, turunçgiller ve acı baharatları tahriş edici veya acı verici olduğu için tüketmekten kaçının.”

 

Bakan Koca: “Sağlık Harcamalarının GSYH’deki Oranı Yüzde 4,5”

Bakan Koca: “Sağlık Harcamalarının GSYH’deki Oranı Yüzde 4,5”

Ankara (CUHA) – Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, gayrisafi yurt içi hasıladaki (GSYH) sağlık harcamalarının yüzde 4,5 oranında olduğunu açıkladı.

Kamuda israfı önlemek ve eldeki imkanların daha etkili kullanılması için 81 ilin sağlık müdürlerinin katıldığı “Verimlilik Artırma ve İsrafı Önlemeye Yönelik Değerlendirme” toplantısı gerçekleştirildi.

Koca, toplantıda yaptığı konuşmada, “Türkiye’de gayrisafi yurt içi hasıladaki sağlık harcamamız yüzde 4,5 oranında. Oldukça düşük maliyetlerle bütün ilaçları, sağlık hizmeti, koruyucu hekimlik, şehir hastaneleri dâhil olmak üzere her türlü hizmetin karşılığı olarak bize yükü yüzde 4,5’tir. Düşük maliyetlerle vatandaş memnuniyetini yüksek tutmayı başaran sağlık sistemimize yeni katacağımız hizmet modeliyle ülkemizi sağlık turizmi üssü haline getirmek zor değildir” dedi.

“KALİTE BİRİMLERİNİZİ AKTİFLEŞTİRİN”

Bakan Yardımcısı Muhammed Güven de şöyle konuştu:

“Bakanlık olarak devasa bir kurumuz. Dolayısıyla bu kurumun taşra teşkilatı da çok büyük ve yaygın bu kurumun tüm birimlerinin koordinasyonunun verimlilik içerisinde çalışması esas olmalı. Bu amaçla sizlerin sahada çalışma yapmanızı istiyoruz. Hastanelerinizde kurulu olan kalite birimlerinizi aktifleştirmenizi istiyoruz. Araç ihtiyacı zaruri ise merkezle irtibata geçilerek kiralama yoluna gidilmeli. Bina konusunda ise öncelikle mevcut binalarla yetinilmeye çalışılması ihtiyaç olması durumunda ise kamunun atıl durumunda olduğu binalar varsa bunlar değerlendirilip en son aşamada bakanlığımızdan izin alınarak bina kiralama yoluna gidilebilir.”

 

İYİ Parti’de Mersin şoku: Burhanettin Kocamaz Aday Olamadı

İYİ Parti’de Mersin şoku: Burhanettin Kocamaz Aday Olamadı

Mersin (CUHA) – İYİ Parti’nin Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Burhanettin Kocamaz yerel seçimlerde aday olamadı.

MHP’den istifa ederek İYİ Parti’ye geçen Burhanettin Kocamaz, listenin YSK’ya geç teslim edilmesi nedeniyle aday olamadı.

İYİ Parti’nin Mersin İl Başkanlığı heyeti, adaylık listesini 17.00’den sonra Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) teslim etti. YSK yetkileri, listenin geç gelmesi nedeniyle Kocamaz’ın adaylığını kabul etmedi. Bu gelişmenin ardından İYİ Parti, il yönetimini görevden aldı.

PKK’lı Terörist İzmir’de Yakalandı

PKK’lı Terörist İzmir’de Yakalandı

Diyarbakır (CUHA) – Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı TEM Şube Müdürlüğünce yapılan istihbari çalışmalar neticesinde, PKK/KCK terör örgütüne 2015 yılı Ağustos ayı içerisinde katılım yapan, örgüte katıldıktan sonra Irak’ın kuzeyinde bombalı eylem, intihar saldırısı eğitimleri alan, aranma ve yakalanma kaydının bulunmamasından dolayı silahlı terör örgütü tarafından metropol şehirlerde eylemlerde görevlendirildiği tespit edilen Agit IRMAK (K) Ö.G. isimli terörist İzmir ili Torbalı ilçesinde belirlenen adreste İl Jandarma Komutanlığınca yapılan operasyonda; yakalanarak gözaltına alındı ve Diyarbakır iline sevk edildi.

 

Şahıs, soruşturma işlemlerinin ardından sevk edildiği adli makamlarca “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak” suçundan tutuklandı.